Efsaneler zombi gibidir kolay öldürülemezler! (Üstad Mimar Sinan’dan 400 sene Sonrasına Mektup Yazısının Analizi)

Geçtiğimiz günlerde okuduğum ancak bir türlü yayınlamaya fırsat bulamadığım bir karşı yazı vardı. Son zamanlarda internet aleminde hızla yayılan Mimar Sinan’dan 400 Sene sonrasına Mektup yazısına karşı yazılmış bir yazı. Mimar Sinan ile ilgili yazılmış bu yazıyı bende daha önce yine buradan paylaşmıştım. Bu efsaneyi Ahmet Turan Alkan köşesinde analiz etmiş ve bu karşı yazıyı yayınlamış.

Efsaneler zombi gibidir kolay öldürülemezler!

Herhangi bir arama motoruna, “400 sene sonrasına mektup” yazarsanız yüzde 99 ihtimalle aşağıdaki metinle karşılaşacaksınız.

İnternet cemaati safdildir, çabuk inanır; hele bir metin biraz milli gurur ve şuuru okşuyorsa ecdâdın ne kadar akıllı ve ileri görüşlü olduğundan dem vuruluyorsa, hâsılı, ezelî eziklik zaafımıza bir kenarından dokunuyorsa fazlaca düşünüp irdelemeksizin o söylentiyi alır, bağrımıza basar; bununla da yetinmez, “Elâlem okusun, ibret alsın, titreyip kendine gelsin” diye sevabına paylaşırız.

Bu metin, öyle bir metin; önceden ikaz ediyorum, her satırını “Acaba doğru mu?” diye düşünerek okuyunuz, mandepsiye bastırılma ihtimâlini göz ardı etmeden, tenkid cihazının bütün lâmbalarını yakarak yaklaşınız.

Mimar Sinan’dan mektup!

İşte o metin, daha doğrusu efsâne:

Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebaşı Camii’nin 1990’lı yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıkları bir olayı TV’de şöyle anlatmıştı. Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşa edildiğini öğrenmiştik, fakat taş kemer inşası ile ilgili pratiğimiz yoktu.?Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık.?Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra?kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık. Kalıbı yaptık. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa?yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kâğıt vardı. Şişeyi açıp kâğıda baktık.? Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk.?Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı. Şunları söylüyordu: ‘Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında?bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük? bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri?nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.’

Koca Sinan mektubuna böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri? taşları Anadolu’nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam? ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşasını anlatıyordu.Bu mektup bir inşanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insanüstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kâğıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca?mimarın erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk ?duygusudur.”

Böyle efsânelere balıklama dalan takımından iseniz size ne mutlu; ama “Acaba biri beni dolmuşa mı bindiriyor?” diye aksilenenlerden iseniz buyrunuz bazı sorulara birlikte cevap arayalım:

Soru: Hikâyeyi kim anlatıyor?

Cevap: Bir TV seyircisi anlatıyor; peki kimden duymuş: Yaşadığı hadiseyi ekranda anlatan bir inşaat mühendisinden.

Soru: Bu inşaat mühendisi kim? Cevap, belirsiz. Peki, olayın tarihi belli mi? Eh, 1990’lı yıllar diye yuvarlama bir tarif. Olay yeri neresi? Şehzadebaşı Camii.

Dikkat, bahsedilen caminin adı yanlış; Şehzadebaşı Camii diye bir mâbed yok İstanbul’da, Şehzadebaşı semtindeki Şehzade Camii var. Önemli bir ayrıntı mı? Aslında değil ama tembih etmiştik; her ayrıntıya mim koyacaksınız. Nitekim biraz sonra caminin adı değişecek, Süleymaniye oluverecektir.

Taş kemer inşa etmeyi unutmadık ki!

Nereden çıktı bu mesele? Arz edeyim. Benim tarih meselelerine, fakat daha ziyade tarih usulü problemlerine çok meraklı, hatta titizlik derecesinde dikkatli bir dostum var. Mezuniyet arkadaşlarıyla haberleştikleri yazışma grubuna hitaben yukarıda metnini verdiğim mektubun sağlık derecesi hakkında şüphelerini belirten bir yazı göndermiş. Yazışma arkadaşlarından gelen bir cevapta, mektubun bir palavra olmadığı; hikâyenin, adı sanat tarihi camiasında bilinen, ünlü bir mimar tarafından keşfedildiğini, hatta zikredilen mimarın bu konuyla ilgili bir belgesel çekimine önayak olduğu şeklinde bilgiler ileri sürülünce arkadaş tereddüde kapılmış. Arkadaşı, hadisenin gerçek olabileceğini şu satırlarıyla ileri sürüyor:

– O mimar Türkiye’nin en önde gelen restoratörlerinden biridir. Pek çok önemli Osmanlı yapılarının yenilenmesinde aktif rol aldı. Ben kendisini tanıyorum. TRT 3’te bu konu ile ilgili bir belgesel hazırlanıp yayınlanmış, ben de seyretmiştim. Belgeselde bulunan Osmanlıca belgeyi konunun uzmanlarından biri yeni harflere çeviriyordu. Ben ona ulaşmaya çalışır, mektubun bir kopyasını rica ederim. ?

Şimdi burada bir lâhza soluklanalım. Hangimiz, ortalıkta onlarca benzeri dolaşan şehir efsânelerinden birinin doğruluğunu dert edinip de ciddi bir araştırmaya girişir ki? Arkadaşım böyle bir insan işte. Arkadaşına cevap verirken şöyle yazmış: “Gerçekten anlamakta zorluk? çekiyorum; bazı şeylere ne kadar kolay ikna oluyoruz böyle… Benim bu konuda ağzımı kapatacak tek şey mektubun bizzat?kendisidir; ya da ne bileyim, Topkapı’da ise evrakın katalog numarasıdır. Bahsedilen mimar ile bu mektubu eşleştiren bir bilgiye erişemedim yaptığım araştırmalarda, ama sen?neredeyse emin gibisin. Bu kadar emin olmanı gerektiren malzeme ne ise?paylaşırsan sevinirim; zira senin mektubun üzerine iki?Osmanlı tarihçisi tanıdığı aradım, sayende benimle hafif yollu dalga da geçtiler.?Mektubu bul da bir bakalım dediler.”

Yukarıda bahsetmiştim, benim dostum usûl meselelerinde biraz fazlaca hassastır. Açmış telefonu ünlü mimarımıza, bakalım telefon konuşmasında neler öğrenmiş:

– O sanat tarihçisi mimar çok özel bir insan ve adı geçince durakladım. Zira her ne kadar sunuluş şekli popülizm koksa da bir açık kapı bırakmak her zaman iyidir. Benzeri bir şehir efsânesinde Leonardo Da Vinci’nin vakti zamanında bir lokanta açtığına dair bir iddia duyunca afallamıştım. Sonra konuşmacı birkaç İtalyanca belge, çizimler, hattâ fiyat listesi gösterince iş değişti. İddianın sahibi önemli bir tarihçi, İspanyolca, İtalyanca biliyor. Hâsılı, Mimar Sinan’ın mektubu konusu beni huzursuz ettiği için, dayanamadım, adı geçen sanat tarihçisi ve mimarın telefonunu bulup kendisi ile görüştüm! Çok nazik bir beydi ve bana olayı anlattı. 1970’li yıllarda [Hani 90’lı yıllardaydı?] Mersin’de bir restorasyon işinde çalışırken bir ustasından duymuş bu rivâyeti. Bu ustanın babası da İstanbul’da Süleymaniye [Hani Şehzâdebaşı, daha doğrusu Şehzâde Camii idi?] restorasyonunda çalışmış ve o tarihlerde rahmetli olmuş bir ustaymış. Kendisinin Mimar Sinan’a büyük hayranlığı varmış ve her yıl onun ruhu için hatim indirirmiş. Babasına neden her yıl Mimar Sinan’ın ruhu için hatim indirdiğini sorunca babası ona bu olayı anlatmış. Bir kemerin kilit taşında bir not bulduğunu…

Mimar bey hadiseyi duyunca heyecanlanmış ve biraz araştırmak istemiş. ‘Mektubu bulsaydım elbette bunu yayınlayacaktım’ dedi bana, ne var ki işin gerisi gelmemiş [Yani ortada böyle bir mektup da yok!]. Mimar da bunu bir çocuk oyunu şeklinde kaleme alarak çocuklara sorumluluk duygusu aşılamak için güzel bir örnek olacağını düşünmüş. Proje çok ilgi çekmiş ve TRT 3’te 1970’li ya da 80’li yıllarda bir belgeselde bu konu işlenmiş. Mimar bey dedi ki: ‘Bunun bilimsel bir tarafı elbette yok, bu kadar yayılacağını elbette bilemedim.’ Hatta espri ile ‘Bilsem kendim için daha faydalı olacak bir şeyler yayardım.’ diye ilâvede bulunmayı da ihmâl etmemiş. Gelelim kıssadan hisseye!

İnsanın, “O kadar güzel bir efsâne ki, keşke gerçek olsaydı.” diyesi geliyor ama bir dakika. Aslında bizim böyle efsânelere, yanlış anlaşılmış söylentilere ihtiyacımız yok ama yeri geldi tespit edelim:

1-Efsâneler, hakikatlerden daha yakışıklı ve uzun ömürlüdür.

2-Gerek Mimar Sinan, gerek diğer Osmanlı mimarlarının uyguladığı yapı teknikleri öyle esrarengiz, bilinemez mahiyette şeyler değildir; ele geçmeyecek olan, Mimar Sinan’ın halef ve seleflerinin o zor ele geçen tenâsüb (proportion) ve güzellik kavrayışlarıdır. En âlâsından taş kemer inşa etmeyi hiç unutmamıştık ki, yeniden keşfedelim; keşfi gereken o zihin dünyasının kendisidir.

3-Usûl, esastan daha önemlidir.

04 Mart 2012, Pazar
Ahmet Turan Alkan – Zaman Gazetesi

C# – FtpWebRequest ile FTP(File Transfer Protocol) Üzerinden Dosya Yükleme

Geçtiğimiz günlerde geliştirdiğimiz bir uygulama içerisinde oluşturulan personel masraf ödemelerinin talimatını bir bankaya göndermemiz gerekti. Bu işlemi FTP(File Transfer Protocol) ile gerçekleştirdik. FTP(File Transfer Protocol) internete bağlı iki sunucu arasında dosya transferini sağlayan bir protokoldür ve kullanılan ilk internet protokollerinden biridir.

FTP dosya upload işlemini FtpWebRequest sınıfı ile kolayca halledebiliriz. FtpWebRequest sınıfı System.Net namespace’inde yeralmaktadır. Bağlantı kurmak istediğimiz sunucunun adresini, bankadan alınan kullanıcı adı ve şifreyi kullanarak bu kullanıcıya izin verilen dizine bağlantı sağlanıp dosya okuma ve yazma işlemleri yapılabilmektedir.

Aşağıda verilmiş olan C# kodu ile yazılmış fonksiyon içerisine, upload etmek istediğimiz dosyanın bulunduğu dizini göndererek ftp ile dosya gönderimini gerçekleştirebiliriz.

    public void ftp_send_file(string fileroot)
 {
        FileInfo fileInf = new FileInfo(fileroot);
        string uri = “ftp://ftp.jobsbank.com//” + fileInf.Name;
       
        FtpWebRequest reqFTP;
       
        reqFTP = (FtpWebRequest)FtpWebRequest.Create(new Uri(uri));
        reqFTP.Credentials = new NetworkCredential(“username”, “password”);
        reqFTP.KeepAlive = false;
        reqFTP.Method = WebRequestMethods.Ftp.UploadFile;
        reqFTP.UseBinary = true;
        reqFTP.ContentLength = fileInf.Length;
        int buffLength = 2048;
        byte[] buff = new byte[buffLength];
        int contentLen;
        FileStream fs = fileInf.OpenRead();
 
    try
    { 
           Stream strm = reqFTP.GetRequestStream();
           contentLen = fs.Read(buff, 0, buffLength);
       
           while (contentLen != 0)
           {
                strm.Write(buff, 0, contentLen);
                contentLen = fs.Read(buff, 0, buffLength);
           }
            strm.Close();
     }
     catch(Exception ex)
     {
       throw new Exception(ex.ToString());
     }
             
           fs.Close();
          
 }

Uygulama İçerisinden Başka Bir Uygulama Tetikleme (System.Diagnostics.Process Class)

Bir uygulama içerisinden başka bir uygulamayı .net fonksiyonları ile kolayca tetikleyebiliriz. Bunun için Process sınıfını kullanıyoruz. Bu sınıf System namespace’inde bulunur. System.dll içerisinde yer aldığından ve system.dll default olarak uygulamamızın referanslarında yer aldığı için  bizim referans göstermemize gerek yoktur.

Bu sınıfı kullanabilmemiz için projemizin using kısmına System.Diagnostics‘i eklememiz gerekmektedir.

using System.Diagnostics;

Process.Start Methodu

Process.Start methodu ile  dizini belirtilmiş uygulama tetiklenmektedir.

Aşağıdaki kod bloğu ile dizini belirtilmiş olan exe tetiklenmektedir.

System.Diagnostics.Process process = new System.Diagnostics.Process();

process.StartInfo.FileName = “D:\\eba.net\\Exeler\\service_restart.exe”;

process.Start();

Üstad Mimar Sinan’dan 400 sene Sonrasına Mektup

Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebası Cami´nin 1990´li yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıkları bir olayı tv´de şöyle anlatmıştı.

Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaat edildiğini öğrenmiştik fakat taş kemer inşaası ile ilgili pratiğimiz yoktu. Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık.

Kalıbı yaptık. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık.

Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kâğıt vardı. Şişeyi açıp kâğıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı. Şunları söylüyordu:

“Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.”

Koca Sinan mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolu´nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşaasını anlatıyordu.

Bu mektup bir inşanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insanüstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kâğıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarin erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur.

By mcoban Posted in Tarih

Windows Servislerini Resetleme

Geliştirdiğimiz uygulama Windows servislerine yada kendi geliştirdiğimiz bir servise bağımlı ise uygulamamızın çalışır durumda ayakta kalabilmesi, bu servislerin durumuna bağlı oluyor. Servisler uygulama için hayati önem arzediyorsa, schedule edilmiş harici bir exe ile bu servisler kontrol edilip durmuş servisler başlatılabilir yada belirlediğimiz servisler restart edilebilir.

Servisler üzerinde işlem yapabilmek için ServiceController sınıfını kullanırız. Bu sınıf System.ServiceProcess namespace’inde bulunur. ServiceController  sınıfını kullanabilmemiz için projemize System.ServiceProcess.dll dosyasını referans olarak eklememiz gerekmektedir.

System.ServiceProcess.dll Download

Sonrasında projemizin using kısmına System.ServiceProcess‘i eklememiz gerekmektedir.

using System.ServiceProcess;

Service Controller Status Özelliği

Status özelliğini kullanarak sorguladığımız servis hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Status özelliği ServiceControllerStatus, enum tipinde değer döndürür.

Statü Adı Açıklama
ContinuePending Servis durdurulmuş ve başlatılıyor.
Paused Servis durdurulmuş.
PausePending Servis durduruluyor.
Running Servis çalışıyor.
StartPending Servis başlatılıyor.
Stopped Servis çalışmıyor.
StopPending Servis durduruluyor.

Uzak Makinadaki Bir Servisin Durumunu Belirleme

Aşağıdaki kod bloğu ile  “UzakSunucuAdı” isimli uzak sunucudaki “servisadı” isimli servisin çalışırlığı kontrol edilir.  Eğer kontrol edilen servis local bir sunucu ise 2. parametre olan uzak sunucu adı yazmaya gerek kalmaz.

ServiceController service = new ServiceController("servisadı""UzakSunucuAdı");
if (service .Status == ServiceControllerStatus.Running)
{
 MessageBox.Show("Servis Çalışıyor");
}

Servisleri Restart Etme

Belirlediğimiz servisleri bir döngü ile önce stop edip sonra tekrar start ederek restart edebiliriz. Stop komutu verildikten sonra  statü “Stopped” olana kadar beklenir.  Ardından Start komutu verilir ve tekrar statü “Running” olana kadar beklenir. Bu işlemin ardından ilgili servis restart edilmiş olur.

Aşağıdaki kod bloğu srvc  dizisi içerisinde tanımlanmış servisleri restart etmektedir.

public void service_restart()
{

string[] srvc = { “servicename1”, “servicename2”, “servicename3″ };

for (int i = 0; i < srvc .Length; i++)
{
ServiceController service = new ServiceController(srvc [i],);
TimeSpan timeout = TimeSpan.FromMilliseconds(30000);

try
{
service.Stop();
service.WaitForStatus(ServiceControllerStatus.Stopped, timeout);
Console.WriteLine(srvc[i] + ” Servisi Durduruldu”);
}
catch(Exception ex)
{
Console.WriteLine(ex.Message + ” Servis Durdurma Hatası. Servis Adı: ” + subservice[i]);
}

try
{
service.Start();
service.WaitForStatus(ServiceControllerStatus.Running, timeout);
Console.WriteLine(subservice[i] + ” Servisi Başlatıldı”);
}
catch (Exception ex)
{
Console.WriteLine(ex.Message + ” Servis Başlatma Hatası Servis Adı: ” + subservice[i]);
}
}
}

IPhone’unuzun Home Tuşunun Hassasiyeti Nasıl Düzeltilir?

Her IPhone kullanıcısının klasikleşmiş sorunlarından biride home tuşu sorunudur. Bir süre kullandıktan sonra artık IPhone’nunuzun home tuşu çift basmaya yada tek basmaya tepki vermemeye başlar. Bu durum çok can sıkıcı bir hal alınca sizde bu tuşları olabildiğince az kullanmak için yollar aramaya başlarsınız. Bende Activator ile ekrana atamalar yaparak home tuşunu olabildiğince az kullanmak için çaba sarfetmiştim.

Neyse ki Üstad Steve Jobs bu durum için de bizleri düşünmüş 🙂 Apple bizlere home tuşunu tekrar kalibre edebilmemize olanak sağlayacak bir yöntem geliştirmiş. 3 adımda kolayca home tuşunuzu tekrardan kalibre edebilirsiniz.

Nasıl olacak bu iş derseniz şu şekilde:

  • IPhone’nunuzda hali hazırda yüklü olan bir Apple uygulamasını çalıştırın (Örneğin: Borsa, Hava durumu gibi)
  • IPhone’unuzun üst tarafında yer alan kapatma tuşu ile Home tuşuna ekranda ‘slide to power off’ uyarısı gelene kadar aynı anda basılı tutun.

  • Üst tarafta yer alan kapatma tuşundan elinizi çekin ancak Home tuşuna basılı tutmaya ‘slide to power off’ uyarısı kaybolana kadar devam edin.

Artık Home tuşunun daha hassas ve düzgün çalışacaktır.

T-SQL’de Geçici Tablo (Temporary Tables) Kullanımı

Geçtiğimiz günlerde yaptığımız bir entegrasyon sonrası bize gönderilen viewi joinleyerek kullanmamız gerekti. Ancak gelen view birçok tablodan data çektiği için birde viewi joinleyerek bir kaç kez kullanmak istediğimizde sorgunun dönüşü çok uzun zaman aldı. Bu sorunu T-SQL de sanal tablo oluşturarak sorunsuz bir şekilde aştık.

Geçici tabloları oluşturmak için de tıpkı normal bir tabloyu oluşturmakta kullandığımız “CREATE TABLE” ifadesini kullanırız. Ancak bu oluşturulan tablonun gerçek bir tablo mu yoksa geçici bir tablo mu olduğunun ayırt edilmesi gerekmektedir. Oluşturduğumuz tablonun sanal bir tablo olduğunu SQL e bildirmek için “#” işaretini kullanmamız gerekmektedir. CREATE TABLE ifadesinden sonra yazılan tablo isminin başına “#” işaretini eklediğimizde SQL bu tablonun geçici bir tablo olduğunu algılar ve oluşturulan tabloyu yalnızca ilgili oturum için geçerli kılar. Oturum kapatıldıktan sonra veya bir başka query ekranı açıldığında bu tabloya erişilemez.

Bir örnek üzerinden gitmek gerekirse:

SICIL ADI SOYADI ADRES TELEFON AMIRSICIL
1 EMRE KANBER KÜTAHYA 4537689 NULL
2 ANIL GÜR MANİSA 9874532 1
3 MUSTAFA ÇOBAN ÇANAKKALE 3427689 2

tablosunu kullanarak tabloyu sanal tabloya atıp onun üzerinde işlem yapacak bir sorgu oluşturalım. Yukarıdaki tablomuzun adı dbo.personel olsun. Yapamız gereken dbo.personel tablosunu bir temp tabloya atıp bu tabloyu kendisi ile joinleyerek kişilerin amirlerinin bilgilerine ulaşmak olsun.

Temp tabloyu oluşturmak için:

CREATE TABLE #personeltmp (
SICIL INT PRIMARY KEY,
ADISOYADI NVARCHAR(250),
ADRES NVARCHAR(250),
TELEFON NVARCHAR(250),
AMIRSICIL INT
)

sorgusunu kullanabiliriz. CREATE TABLE ifadesinden sonra başına “#” işaretini koyarak #personeltmp geçici tablomuzun adını verip parantezler içerisinde de tablomuzun kolonlarını tanımlayarak geçici tablomuzu oluşturmuş olduk.

INSERT INTO dbo.#personeltmp ( [SICIL], [ADISOYADI], [ADRES], [TELEFON], [AMIRSICIL] ) (SELECT * FROM dbo.personel)

sorgusu ile oluşturduğumuz temp tabloyu doldurmuş olduk. Bu işlem sonrasında dbo.personeltmp tablosunu istediğimiz sorgu içerisinde kullanabiliriz, ama yalnızca geçerili query için 🙂

SELECT
A.SICIL AS SICIL,
A.ADSOYAD AS ADSOYAD,
A.ADRES AS ADRES,
A.AMIRSICIL AS AMIRSICIL,
B.ADSOYAD AS AMIRADSOYAD,
B.ADRES AS AMIRADRES
FROM dbo.#personeltmp AS A LEFT JOIN dbo.#personeltmp AS B ON A.SICIL = B.AMIRSICIL

Örnek olarak yukarıdaki sorguyu Execute ettiğimizde bize dönecek olan sonuç şu şekilde olacaktır:

SICIL ADSOYAD ADRES AMIRSICIL AMIRADSOYAD AMIRADRES
1 EMREKANBER KÜTAHYA NULL NULL NULL
2 ANILGÜR MANİSA 1 EMREKANBER KÜTAHYA
3 MUSTAFAÇOBAN ÇANAKKALE 2 ANIL GÜR MANİSA

Tespih Çek Apps

Zaman değiştikçe alışkanlıklarda değişiyor. Bu değişime güzel bir örnek Apple Store’dan ücretsiz olarak indirebileceğiniz Tespih Çek uygulaması olsa gerek 🙂

Murat Hacıoğlu, Bera Başkurt ve Emre Toprak tarafından geliştirilmiş olan bu uygulama iPhone uygulamalarının ne denli geniş alanlarda kullanılabileceği konusunda bize fikir veriyor.

Uygulama için: e-tespih

iPhone Screenshot 1iPhone Screenshot 2iPhone Screenshot 3
iPhone Screenshot 4iPhone Screenshot 5

Steve Jobs’ın Uzun Hikâyesi

Steve Jobs, 1955 yılında Suriyeli müslüman bir göçmenle, bir Katolik Amerikan annenin çocuğu olarak dünyaya gelir. İşte bize bir yerlerden çok tanıdık gelen öyküsü de bundan sonra başlar…
Biliyorsunuz, Steve’in bizzat kendi arzusuyla yazılan biyografisi, geçtiğimiz haftalarda dijital kitap platformlarında ve önde gelen ülkelerin kitapçılarında satışa çıktı. Kitabın Türkiye baskısıda 4 Kasım’da yayınlandı.

Steve Jobs biyografisinin kapağı

Biyografinin önemli taraflarından birisi de yazarının daha önce Einstein‘ın biyografisini yazarak ünlenen bir adam oluşu. Walter Isaacson, şu an CNN‘in tepe yöneticisi ve Time dergisinin de yayın yönetmeni. (Daha ne yapsın!)
Steve Jobs‘un hayatına dair birçok gizli kalmış nokta, bu kitap ile aydınlanıyor. Teknolojik devrime damgasını vurmuş bu adamcağız, gerçekten sıra dışı bir hayat yaşamış ve bu kitap, bunu bilinir kılıyor.
Steve Jobs, terkedilmiş ve evlatlık olarak Paul & Clara “Jobs” ailesine ismi konmadan verilmiş bir bebek. Steve‘in biyolojik annesi Joanne, 23′lerinde hamile iken, Suriyeli takıntısı Abdülfettah ile (Katolik babasının “evlatlıktan reddederim” tehditi sonucu) evlenemeyince, bebeğini San Francisco‘da bir aileye vermeye karar verir. Tek başına verilmiş bir karardır bu. Tek şartı, bakacak ailenin tahsil görmüş bir aile olmasıdır.
Çocukları olmayan Jobs ailesi, bu isimsiz bebek için başvururlar fakat biyolojik anne Joanne, okul olayından dolayı muhalif durmaktadır. Sonra, biyolojik annenin babası ölüm kervanına takılınca, bir oldu bittiye gelir ve alel acele imzalatılan “evlatlık verme” kağıtlarıyla isimsiz bebek, Jobs ailesinin envanterine girer.
İsimsiz bebeğe, Steve Paul Jobs adı verilir.
Abdülfettah ile biyolojik anne Joanne, Steve‘i vermelerinden kısa bir süre sonra kilisede evlenirler. Bu sefer Mona adında bir kızları dünyaya gelir. Abdülfettah‘ımızda 5 sene sonra bir sorun çıkar ve kızı, anneyi bırakıp farklı bir yere taşınır. Hocalığı da bırakıp restoran işine girer. Tam bir “Issız Adam” profilidir kendisi.
Suriyeli zengin ve müslüman bir ailenin, iyi eğitim görmüş, Yahudi okullarında okumuş bir çocuğudur Abdülfettah. Üniversite asistanlığı için Amerika’ya gelir ve bu kıtadaki uzun serüveni başlar. Bir daha asla memleketine dönmez, dönemez. (Şimdilerde, “keşke hiç gelmeyeydim buraya” diyor.)
Şu an 80 yaşlarında olan bu adam, aynen aşağıdaki gibi.

Abdulfettah John Jandali: Steve Jobs’un biyolojik babası.

Steve ona ne kadar da fazla benziyor değil mi? Adamda öyle bir bakış var ki bıraksanız, iPhone 5‘i “amazing” nidâlarıyla tanıtıverecek şuracıkta! Bu arada fotoğraf, kendisinin Facebook profilinden. Adamımız, “John Jandali” adıyla takılıyor.
İşin dramatik Türk filmi kısmına yavaş yavaş geliyoruz.
Steve Jobs, büyüyüp adam olduktan ve büyük bir güce eriştikten sonra, özel dedektiflerle, öz annesini aramaya başlar. Bu arama işlemini, üvey annesinden ve babasından özellikle gizler.
Filme bir Türk imzası atalım: üvey anne, Clara, bizim topraklardan Amerika’ya göçen Ermeni bir ailenin kızıdır. Devam…
Steve, sonunda öz annesi Joanne‘nin izini bulur ve onunla ancak üvey annesi Clara ölünce görüşür. Öz annesini ziyareti tam bir Türk filmi sahnesidir. Joanne, Steve’den defalarca özür diler ve kendisini affetmesini ister.
Ve Steve’e, senin bir kız kardeşin var der. Steve için inanılmaz bir haberdir bu.

Öz anne Joanne, kızı Mona ile

Sonra öz anne, uzaklarda bir yerde roman yazarlığı yapan Mona‘yı arar ve der ki senin bir kardeşin var ve çok ünlü bir adam. Onu seninle tanıştırmaya geliyorum. Mona arkadaşları ile tahmin oyununa başlamıştır. John Travolta en güçlü tahmindir.
Gele gele, Steve gelir. Öz bacısı Mona ile tanışmak, ona çok iyi gelmiştir. Çok iyi iki dost olurlar.
Anneleri Joanne, Mona ve Steve ara sıra bir araya gelip, hoş vakitler geçirirler. Joanne, sürekli özür dilemektedir.
Peki bizim Abdülfettah‘ı arayan soran yok mudur hiç? Onu bir tek Mona aramaktadır. Steve, oralı bile olmamakta ve öz babasına hiçbir his beslememektedir.
Mona, sonunda öz babalarının yerini bulur ve Steve‘e haber verir. Ben gidiyorum bir konuşmaya… Steve, benden, birbirimizi bulduğumuzdan filan sakın bahsetme der.
Mona, babası Abdülfettah ile işlettiği ufak bir restoranda buluşur. Verimsiz bir konuşmanın sonuna doğru, Abdülfettah‘ın aklına, bir itiraf yapmak gelir. Der ki kızım, senin bir de abin vardı. Mona sorar, ne oldu ona diye. Gitti der, bizim pasif Suriyeli.
Türk filmi tadı damağınıza gelmeye başladı mı? Durun daha bitmedi.
Abdülfettah, kızına bir ara geçmişte işlettiği güzel mekanları anlatmaya durur. Der ki bir müthiş bir Akdeniz lokantası işletiyordum. Epey kallavi müşterilerim vardı. Steve Jobs bile gelirdi!
Hatta ekler, hoş adamdı Steve der. Bol bahşiş bırakırdı.
Mona‘nın dili tutulur. “Steve senin oğlun” diyecek olur ama verdiği söze sadık kalır, susar.
Görüşme biter bitmez, Mona abisini arar ve görüşmeyi anlatır. Steve, hakikaten şaşırmıştır. Çünkü o lokantaya gittiğini, sahibiyle el sıkıştığını, sahibinin bir Suriyeli olduğunu bile hatırlamaktadır. Yine de Mona‘ya kendisinden bahsetme izni vermez.
Abdulfettah bir zaman sonra internet üzerinden bir yazı vasıtasıyla Steve Jobs‘ın kendi oğlu olduğunu fark eder. Mona’ya olayı sorar ve Mona da hikayeyi doğrular. Evet baba, Steve senin oğlundur.
Fakat başka mülakatlarda da dediği gibi Abdülfettah, Steve‘e ulaşmak için aktif bir çaba göstermez. Gururu ağır basar. Steve‘in ona gelmesini ister. Ama biliyorsunuz ki Steve hiçbir zaman öz babasına ulaşmaz, ilgi duymaz. Silmiştir bir kere.
Abdülfettah ise, yıllar sonra öğrendiği bu şok gerçeğin peşinde bocalamaktadır. Facebook’ta Steve‘in gazeteci kızı Lisa‘ya bile “ben senin öz dedenim evlat” lafları atmıştır:

Abdülfettah John Jandali’nin Steve’den torunu Lisa’ya Facebook üzerinden mesajı. Özetle, “senin öz dedenim ben” diyor.

Evet, gördünüz. Steve Jobs, dünyaya sıra dışı cihazlar sunmanın telaşındayken, özel dünyasında da sıra dışı fırtınalar yaşayan bir insan. En öne çıkan özelliği, affetmeyişi. Önüne çıkan, yolunu kesen, bir şeyini çalan, onu yüz üstü bırakan, satan, eken kimseyi, babası da olsa kimseyi affetmiyor.
Düşünün, Bill Gates’i de affetmiyor. Google’ı da affetmiyor. Adobe’u da.

iphoneperest