Tespih Çek Apps

Zaman değiştikçe alışkanlıklarda değişiyor. Bu değişime güzel bir örnek Apple Store’dan ücretsiz olarak indirebileceğiniz Tespih Çek uygulaması olsa gerek 🙂

Murat Hacıoğlu, Bera Başkurt ve Emre Toprak tarafından geliştirilmiş olan bu uygulama iPhone uygulamalarının ne denli geniş alanlarda kullanılabileceği konusunda bize fikir veriyor.

Uygulama için: e-tespih

iPhone Screenshot 1iPhone Screenshot 2iPhone Screenshot 3
iPhone Screenshot 4iPhone Screenshot 5

Steve Jobs’ın Uzun Hikâyesi

Steve Jobs, 1955 yılında Suriyeli müslüman bir göçmenle, bir Katolik Amerikan annenin çocuğu olarak dünyaya gelir. İşte bize bir yerlerden çok tanıdık gelen öyküsü de bundan sonra başlar…
Biliyorsunuz, Steve’in bizzat kendi arzusuyla yazılan biyografisi, geçtiğimiz haftalarda dijital kitap platformlarında ve önde gelen ülkelerin kitapçılarında satışa çıktı. Kitabın Türkiye baskısıda 4 Kasım’da yayınlandı.

Steve Jobs biyografisinin kapağı

Biyografinin önemli taraflarından birisi de yazarının daha önce Einstein‘ın biyografisini yazarak ünlenen bir adam oluşu. Walter Isaacson, şu an CNN‘in tepe yöneticisi ve Time dergisinin de yayın yönetmeni. (Daha ne yapsın!)
Steve Jobs‘un hayatına dair birçok gizli kalmış nokta, bu kitap ile aydınlanıyor. Teknolojik devrime damgasını vurmuş bu adamcağız, gerçekten sıra dışı bir hayat yaşamış ve bu kitap, bunu bilinir kılıyor.
Steve Jobs, terkedilmiş ve evlatlık olarak Paul & Clara “Jobs” ailesine ismi konmadan verilmiş bir bebek. Steve‘in biyolojik annesi Joanne, 23′lerinde hamile iken, Suriyeli takıntısı Abdülfettah ile (Katolik babasının “evlatlıktan reddederim” tehditi sonucu) evlenemeyince, bebeğini San Francisco‘da bir aileye vermeye karar verir. Tek başına verilmiş bir karardır bu. Tek şartı, bakacak ailenin tahsil görmüş bir aile olmasıdır.
Çocukları olmayan Jobs ailesi, bu isimsiz bebek için başvururlar fakat biyolojik anne Joanne, okul olayından dolayı muhalif durmaktadır. Sonra, biyolojik annenin babası ölüm kervanına takılınca, bir oldu bittiye gelir ve alel acele imzalatılan “evlatlık verme” kağıtlarıyla isimsiz bebek, Jobs ailesinin envanterine girer.
İsimsiz bebeğe, Steve Paul Jobs adı verilir.
Abdülfettah ile biyolojik anne Joanne, Steve‘i vermelerinden kısa bir süre sonra kilisede evlenirler. Bu sefer Mona adında bir kızları dünyaya gelir. Abdülfettah‘ımızda 5 sene sonra bir sorun çıkar ve kızı, anneyi bırakıp farklı bir yere taşınır. Hocalığı da bırakıp restoran işine girer. Tam bir “Issız Adam” profilidir kendisi.
Suriyeli zengin ve müslüman bir ailenin, iyi eğitim görmüş, Yahudi okullarında okumuş bir çocuğudur Abdülfettah. Üniversite asistanlığı için Amerika’ya gelir ve bu kıtadaki uzun serüveni başlar. Bir daha asla memleketine dönmez, dönemez. (Şimdilerde, “keşke hiç gelmeyeydim buraya” diyor.)
Şu an 80 yaşlarında olan bu adam, aynen aşağıdaki gibi.

Abdulfettah John Jandali: Steve Jobs’un biyolojik babası.

Steve ona ne kadar da fazla benziyor değil mi? Adamda öyle bir bakış var ki bıraksanız, iPhone 5‘i “amazing” nidâlarıyla tanıtıverecek şuracıkta! Bu arada fotoğraf, kendisinin Facebook profilinden. Adamımız, “John Jandali” adıyla takılıyor.
İşin dramatik Türk filmi kısmına yavaş yavaş geliyoruz.
Steve Jobs, büyüyüp adam olduktan ve büyük bir güce eriştikten sonra, özel dedektiflerle, öz annesini aramaya başlar. Bu arama işlemini, üvey annesinden ve babasından özellikle gizler.
Filme bir Türk imzası atalım: üvey anne, Clara, bizim topraklardan Amerika’ya göçen Ermeni bir ailenin kızıdır. Devam…
Steve, sonunda öz annesi Joanne‘nin izini bulur ve onunla ancak üvey annesi Clara ölünce görüşür. Öz annesini ziyareti tam bir Türk filmi sahnesidir. Joanne, Steve’den defalarca özür diler ve kendisini affetmesini ister.
Ve Steve’e, senin bir kız kardeşin var der. Steve için inanılmaz bir haberdir bu.

Öz anne Joanne, kızı Mona ile

Sonra öz anne, uzaklarda bir yerde roman yazarlığı yapan Mona‘yı arar ve der ki senin bir kardeşin var ve çok ünlü bir adam. Onu seninle tanıştırmaya geliyorum. Mona arkadaşları ile tahmin oyununa başlamıştır. John Travolta en güçlü tahmindir.
Gele gele, Steve gelir. Öz bacısı Mona ile tanışmak, ona çok iyi gelmiştir. Çok iyi iki dost olurlar.
Anneleri Joanne, Mona ve Steve ara sıra bir araya gelip, hoş vakitler geçirirler. Joanne, sürekli özür dilemektedir.
Peki bizim Abdülfettah‘ı arayan soran yok mudur hiç? Onu bir tek Mona aramaktadır. Steve, oralı bile olmamakta ve öz babasına hiçbir his beslememektedir.
Mona, sonunda öz babalarının yerini bulur ve Steve‘e haber verir. Ben gidiyorum bir konuşmaya… Steve, benden, birbirimizi bulduğumuzdan filan sakın bahsetme der.
Mona, babası Abdülfettah ile işlettiği ufak bir restoranda buluşur. Verimsiz bir konuşmanın sonuna doğru, Abdülfettah‘ın aklına, bir itiraf yapmak gelir. Der ki kızım, senin bir de abin vardı. Mona sorar, ne oldu ona diye. Gitti der, bizim pasif Suriyeli.
Türk filmi tadı damağınıza gelmeye başladı mı? Durun daha bitmedi.
Abdülfettah, kızına bir ara geçmişte işlettiği güzel mekanları anlatmaya durur. Der ki bir müthiş bir Akdeniz lokantası işletiyordum. Epey kallavi müşterilerim vardı. Steve Jobs bile gelirdi!
Hatta ekler, hoş adamdı Steve der. Bol bahşiş bırakırdı.
Mona‘nın dili tutulur. “Steve senin oğlun” diyecek olur ama verdiği söze sadık kalır, susar.
Görüşme biter bitmez, Mona abisini arar ve görüşmeyi anlatır. Steve, hakikaten şaşırmıştır. Çünkü o lokantaya gittiğini, sahibiyle el sıkıştığını, sahibinin bir Suriyeli olduğunu bile hatırlamaktadır. Yine de Mona‘ya kendisinden bahsetme izni vermez.
Abdulfettah bir zaman sonra internet üzerinden bir yazı vasıtasıyla Steve Jobs‘ın kendi oğlu olduğunu fark eder. Mona’ya olayı sorar ve Mona da hikayeyi doğrular. Evet baba, Steve senin oğlundur.
Fakat başka mülakatlarda da dediği gibi Abdülfettah, Steve‘e ulaşmak için aktif bir çaba göstermez. Gururu ağır basar. Steve‘in ona gelmesini ister. Ama biliyorsunuz ki Steve hiçbir zaman öz babasına ulaşmaz, ilgi duymaz. Silmiştir bir kere.
Abdülfettah ise, yıllar sonra öğrendiği bu şok gerçeğin peşinde bocalamaktadır. Facebook’ta Steve‘in gazeteci kızı Lisa‘ya bile “ben senin öz dedenim evlat” lafları atmıştır:

Abdülfettah John Jandali’nin Steve’den torunu Lisa’ya Facebook üzerinden mesajı. Özetle, “senin öz dedenim ben” diyor.

Evet, gördünüz. Steve Jobs, dünyaya sıra dışı cihazlar sunmanın telaşındayken, özel dünyasında da sıra dışı fırtınalar yaşayan bir insan. En öne çıkan özelliği, affetmeyişi. Önüne çıkan, yolunu kesen, bir şeyini çalan, onu yüz üstü bırakan, satan, eken kimseyi, babası da olsa kimseyi affetmiyor.
Düşünün, Bill Gates’i de affetmiyor. Google’ı da affetmiyor. Adobe’u da.

iphoneperest

Hem Android Hem Windows’lu Dizüstü

Dizüstü bilgisayar denince akla ilk gelen isimlerden Lenovo, yeni ürününde kullanıcılarına hem Windows, hem de Android işletim sistemini sunacak.

Uzunca bir süredir tekdüze giden dizüstü bilgisayar platformu, son birkaç senedir oldukça hareketlenmiş durumda. Yıllardır donanım üzerinedonanım kondurarak gelişen dizüstüler, son dönemde çeşitli özelliklerkazanmaya başladılar. Zira netbook ve ultrabook taşınabilir bilgisayartipleri, bahsettiğim mevzunun örnekleri. Netbook, piyasada çok fazla tutunamamış olsa da, ultrabookun geleceği belirsiz.

Dizüstü bilgisayarların donanımsal değişiklikleri bu yolda ilerlerken, yazılımsal olarak da Lenovo çift işletim sistemi sunarak ilginç bir atılım yapıyor. Donanımı hakkında henüz hiç bir bilgi bulunmayan Lenovo ThinkPad X1 Hybrid, hem Android, hem de Windows 7 işletim sistemini kullanılabilir bir halde beraberinde getiriyor.

Android ile 2 kat pil ömrü

Android işletim sistemi, cihaza daha uzun bir pil ömrü sunarken, Windows 7 de tabi sizin de tahmin ettiğiniz gibi daha çeşitli kullanım alanları vaat ediyor. Android kullanımında, cihazın pil ömrünün 10 saat olduğu söyleniyor. Lenovo Thinkpad X1 Hybrid’in bu ay sonunda piyasaya sürülmesi bekleniyor.

shiftdelete.net

Seçimlere iPad Damgası

Apple’ın büyük ilgi gören ve tablet pazarının hakimi haline gelen ürünü iPad, farklı alanlarda da kullanılmaya başlandı. Artık engelliler iPad üzerinden oy kullanabilecekler.

Başkanlık seçimlerinin heyecanının sardığı ABD’de tablet bilgisayarlar seçim çalışmalarında kullanılmaya başlandı. ABD’nin Oregon eyaletindeki ön seçimlerde test amaçlı kullanılmaya başlayan iPad, engellilere büyükrahatlık getirdi. Ancak sistemin bazı sorunları da var.

Örneğin oy kullandıktan sonra mutlaka kağıt baskısı almak gerekiyor (eyalet kanunlarına göre böyle bir uygulama şart). Ayrıca iPad‘in mutlaka bir internete bağlanması da ikinci bir şart.

Bir diğer sorun ise iPad üzerinden oy kullanmanın maliyetlerinin yüksek olması. Yetkililerden yapılan açıklamada bu iş için 72 adet iPad gerektiği ifade edildi. Bu da en ucuzu 500 dolar olan iPadler için toplamda 36 bin dolar bütçe gerektiği anlamına geliyor.

Herşeye rağmen eyalet yetkilileri bu handikapları aşmaya çalıştıklarını açıkladılar. Ocak ayında yapılacak ikinci turda seçimlerin tamamen elektronik ortamda olması için bazı düzenlemeler yapılacağı belirtildi.

shiftdelete.net

TEKRARLANAN KOD PSİKOLOJİSİ

Yazılımcılar için Altın Kural: Mümkün olduğunca az kod tekrarı yap! Tekrarlanan kodlar için methodlar geliştir!

Yakın zamana kadar bu düşünceyi oldukça benimsemiş, yazdığım her satır kod için acaba bunu başka yerde yazdım mı? Yada yazacakmıyım diye düşünürdüm. Geçenlerde bu düşüncenin artık hayatımın her hareketine yansıdığını dehşetle farkettim.

Herşey bir pazar sabahı kahvaltıdan sonra, masaya çıkarttığım kahvaltılıkları buzdolabına yerleştirirken başladı. Kendime geldiğimde, yaklaşık iki dakika boyunca önümdekileri tek seferde buzdolabına nasıl götürürüm diye düşünürken buldum. Sonra içimi bir endişe kapladı. Altı üstü iki sefer daha fazla git gel yaparak bir dakikada taşıyacağım kahvaltılıklar için iki dakikayı planlama yaparak geçirmiştim. O an kendime, bu kadar verimli çalışma isteği nerden geliyor diye sormaya başladım.

Çok geçmeden yanıt kafamda belirdi, mümkün olduğunca az kod tekrarı yap! Tekrarlanan kodlar için methodlar geliştir! Yazdığımız her satır yaşam tarzımızı gün geçtikçe ele geçiren bir virüs aslında. Her adımda, bir sonraki adımı planlamak ilk başlarda olumlu bir davranış gibi görünsede,bazı durumlarda insanı yavaşlatıyor, hatta ilerleyen durumlarda saplantı haline geliyor, insanda mutsuzluk, huzursuzluk ve agresiflik yaratıyor.

Konuyla ilgili konuştuğum bir psikolog, bunun çok normal bir davranış eğilimi olduğunu, uzun süreyle yapılan bu tarz işlerin insanın karakterine yerleştiğini ve zamanla bir hastalık haline geldiğini belirtti. Bir zamandan sonra, yaşadığımız hayatlar bizim için yazdığımız programdan farksız hale geliyormuş. Bu fikir beni çok rahatsız etse de doğruluğu su götürmez bir gerçek. Hastalık,biz yazılımcıların hepsinde var, ya şimdiye kadar farketmediniz ve bu yazıyı okuduktan sonra farkedeceksiniz, ya da sizde henüz baskın bir duruma gelmedi. Farkettikten sonra yapacağınız tek şey mümkün olduğunca her işe, salla domat gelir geçer demek. O zaman izlerini belki biraz silebilirsiniz.

geex.in